-
deceive
aldatmak, kandırmak
-
alas
yazık, eyvah, tüh, ne yazık ki
-
-
go back on
inkar etmek, caymak (sözden)
-
-
quarrel
tartışmak; münakaşa, kavga
-
sheer
düpedüz, büsbütün; sapmak
-
conduct
yönetmek, yürütmek; tavır
-
on good terms
arkadaşça, dostça
-
be on good terms with
ile arası iyi olmak
-
-
(be) accompanied by
ile, beraber (gelmek)
-
care to (do smt.)
(bir şeyi) istemek, (i) ilgisini ç.
-
repentance
pişmanlık, tövbe
-
repent (of)
(den) pişmanlık duymak, tö. e.
-
homeward
eve doğru, yurda doğru
-
readily
kolaylıkla, hemen; seve seve
-
form one's own opinion about
(i hk.) kendi bir karara varmak
-
girlhood
kızlık, kızlık çağı
-
freeze up
soğuk davranmak, donmak
-
excitable
heyecanlı, telaşlı
-
vain
kibirli, gösterişçi, anlamsız
-
break through
yarıp geçmek, üstesinden g.
-
tame
evcil; evcilleştirmek
-
immensely
son derece, çok, gayet
-
hurry out (of)
(den) aceleyle çıkmak
-
jump to one's feet
ayağa fırlamak
-
in reply (to)
(e) cevap olarak
-
hold over
ertelemek; varlığını sürdürmek
-
-
take place
meydana gelmek, olmak
-
rest with
(kararı vermek) e kalmak
-
relieve
rahatlatmak, çare bulmak
-
harmlessly
masum bir şekilde, zararsızca
-
in the presence of
ın önünde, huzurunda, karşısı.
-
ignorantly
cahilce, bilgisizce
-
be/feel ashamed of
den utanmak
-
as a mere formality
usulen
-
trick smb. into
birini i yapsın diye kandırmak
-
entitle
hak kazandırmak, isimlendirm.
-
be entitled to
hak kazanmak, yetkili olmak
-
object to
e itiraz etmek, karşı çıkmak
-
wiriting-table
yazı/çalışma masası
-
conscience
vicdan, inanç, bilinç
-
persuasion
ikna, razı etme, inanç
-
have it said
deditmek, söyletmek
-
-
dip in
e batırmak, bandırmak, sokm.
-
parchment
parşümen (noun)
-
justified
gerekçeli, haklı
-
intervene in
e karışmak (m.), araya girmek
-
sulky
asık suratlı, somurtkan
-
submission
itaat, uysallık, teslimiyet
-
scruple
vicdan, ahklak ilkesi, şüphe (N)
-
scrupulous
vesveseli, vicdanlı, titiz
-
offend
rencide etmek, incitmek
-
make a virtue of necessity
zorunluluktan zevk almak
-
obstinacy
inatçılık, inat
-
dreadful
ürkütücü, korkunç, berbat
-
occasion
fırsat, vesile, sebep, gerekçe
-
put off
ertelemek, bırakmak, geciktir.
-
lock up
kilitlemek, kilit altında tutmak
-
on the drive
yol/yolun üzerinde
-
within reach
yetişilebilir, ulaşılabilir
-
spare 2
zaman ayırmak; yedek
-
nothing more than
sadece, yalnız, ibaret
-
-
be unaccustomed to
e alışık olmamak
-
unaccustomed
tuhaf, alışılmadık
-
make up one's mind (to V1)
(e) karar vermek
-
-
misty
sisli, puslu, belirsiz
-
thundery
gök gürültülü, korkutucu
-
-
detain
alıkoymak, durdurmak, haps.
-
take up 2
yapmaya başlamak (hobi, s...)
-
publicly
herkesin önünde, alenen
-
horsewhip
kırbaç; kırbaçlamak
-
sneer
alay; alay etmek, küçümsemek
-
torment
eziyet, azap; eziyet etmek
-
-
violently
şiddetle, dehşetle, vahşice
-
stop off
(yolculukta) durmak, mola v.
-
(say/ask etc.) in a whisper
fısıldayarak söylemek/sormak
-
glide
süzülerek gitmek, süzülmek
-
hush
susmak, sakinleştirmek
-
-
watch for
gözlemek, beklemek
-
propose
önermek, teklif etmek, tasarl.
-
slip away
sıvışmak, sıvışıp gitmek
-
sensibly
duyarlı bir şekilde
-
transaction
işlem, alışveriş, hareket
-
honorable
namuslu, onurlu, saygın
-
-
-
-
soften
yumuşatmak, yatıştırmak
-
indoors
içeri, içeriye, evin içine
-
extraordinary
olağanüstü, olağan dışı
-
|
|