-
-
yellowish
sarımsı, sarımtırak
-
lie
yalan, yalan söylemek, uzanmak
-
-
-
-
permanently
kalıcı bir şekilde, kalıcı olarak
-
-
land
arazi, kara, indirmek, yere inmek
-
evaporate
buharlaşmak, buharlaştırmak
-
-
-
float on
su üstünde durmak, üzerinde yüzmek
-
coastline
kıyı boyu, kıyı şeridi
-
go round
etrafında dolaşmak
-
stretch
germek, uzatmak, gerinmek, uzamak
-
whole
bütün, tüm, tam, toplam
-
-
1-border
2-border on
1-sınır, hudut
2-sınır komşusu olmak
-
get around
gezinmek, dolaşmak
-
driest (dry-drier-driest)
kuru, kurak, susuz
-
as far as
kadar, kadarıyla, dek
-
1-surround
2-surrounded
1-kuşatmak, çevrelemek, çevirmek
2-çevrili
-
-
-
keep walking
yürüyeme devam
-
-
until
kadar, dek, -inceye kadar
-
-
toward
karşı, -e doğru, -e karşı, yönünde
-
sign
imzalamak, imza, imza atmak
-
follow signs
tabelaları izleyin
-
-
-
-
-
central heading
kalorifer, merkezi ısıtma
-
dishwasher
bulaşık makinesi
-
microwave oven
mikrodalga fırın
-
washing machine
çamaşır makinesi
-
-
electric fans
elektrikli fan, vantilator
-
queuing up
sırada, sıraya, kuyruk
-
-
-
vacuum cleaner
elektrikli süpürge
-
-
-
-
an the other hand
bir başka bakış ile
-
each other
birbirine, birbirini
-
weird = strange
garip, tuhaf, anlaşılmaz, yabancı
-
kettle
çaydanlık, su ısıtıcı
-
-
-
-
cash
nakit para, peşin para
-
power station
elektrik santrali, güç istasyonu
|
|